SORGULAMAK, ÖZGÜRLÜK VE YABANCILAŞMA 5/5 (1)

Bilişsel-Varoluşçu-Hümanistler insanın, Freud’un anlayışındaki gibi insan için kötümser, düşük vasıflarda değil; çok iyimser, gelişmeye açık, üstün vasıflara sahip olduğunu savunurlar. “Bu vasıflar insanda doğuştan vardır ve insana insanlık öğretilmez” derler. Yine Bilişsel-Varoluşçu-Hümanist psikologlara göre, “insan özgür bırakılmalı, ona müdahale etmemelidir. Zira o kendisi için en iyi olanı bulur” derler. İnsana insanlık öğretilmez ifadesine katılmak mümkün değildir. Bu çok eksik bir anlayıştır ve onların en büyük yanılgılarıdır. Hal böyle ise bu kadar uzun eğitim hayatı niye ki? Bu adamlar insanın iyi yanı olduğu gibi bir de kötü yanı olan “nefsi”nin olduğunu göz ardı etmektedirler. Bunun da ancak eğitimle ıslah edileceği bir gerçektir. Bu gerçeği görmezden gelmek insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu yüzden, başı boş bırakılan her insan kendisi-egosu için en iyisini bulduğu ortada, insanlık tarihinde bunca çatışma baktığımızda Freud daha haklı gibi görünmektedir. Evet insanın fabrika ayarları iyiye, güzele, doğruya açıktır ancak insan yetiştiği çevreden çok büyük ölçüde etkilenir ve bu ayarlarından sapabilir. Tekrar bu ayarlara dönmesi her insan için kolay olmaz. İnsanın insan olma özelliği, Maslow’un aksine kendini gerçekleştirmeden ziyade “SORGULAMA”dır. Sorgulama insan olmanın en önemli özelliğidir. Hayvanlar sorgulayamaz, hayvanla insan arasında asıl fark budur. Sorgulayıp bilgi sahibi olmak.

Sorgulamak özgürlüktür, insanlıktır

İnsana verilmiş gelişmiş beyin sayesinde insan sorgular ve sorgulamaksa  özgürlüktür. Sorgulamak bilgiyi, gerçeği ve doğruyu aramaktır. Hani şu bizi özgür kılacak olan gerçeği. Bu araştırma ve sorgulama Hayatın bütününü kapsar. Sorgulamak, Sokrates’ın ve Franklin’ın dediği gibi gerçekte insanlığını kanıtlamaktır. Bu iş tek yönlü değildir ve insan sorgulayarak sonunda iyi veya kötü olanı seçer ve bir idealin peşine düşerek onu gerçekleştirerek, kendini topluma kanıtlar. Bu iş çok az bir insanın yapacağı bir eylemdir. İnsanların çoğu kurulu düzene uyup sorgulamadan çıkarları istikametinde hayatını sürdürür. Sorgulayıp ta başına iş alacak kahramanlar çok azdır.

Kapitalist anlayıştaki çağdaş uygarlık olduğu gibi başı boş bırakılan ve insani ihtiyaçlar için eğitilmeyen kişi, tüketim ve zevklerinin körüklenmesiyle hayvani iç güdülerinin tesirin de sadece kendi ihtiyaçlarını düşünmesinden başka yapabileceği şey yoktur. Verilen eğitim, öğretim ve toplumsal kültür şekline göre insan, hedefe varmakta olumlu veya olumsuz etkilenmektedir. Bu psikologlardan Maslow’un insan tanımında aslında şu gerçeği vurgulamaktadır; İnsan, iyi ve kötüyü ayırt edecek şekilde sorgulayıcı olarak yaratılmıştır.191[1] Kötü olan şey ve davranış, özellikle toplum hayatında her insan için kötüdür ve insan yanlış davranıştan ve kötüden kaçınıp, kendisi için iyi olana, gerçek olana yönelip, onu kavrayabilme yeteneğine sahip yaratılmıştır. Ancak kötüler iyi, iyiler kötü sunulunca iyiyi bulma her insan için ayni kolaylıkta olmuyor.

İçindeki bu mükemmellik arayışı sonunda bazı insanlar, kötü bir ortamda yetişse de sorgulamayla zamanla iyi olanı bulur ve ona teslim olur. İşte insanların bir kısmı fıtratı gereği, müspet akılla ve önceleri çok daha vahşice olan toplumsal ilişkileri sorgulayarak, bugün iyi bir hayat için birçok ortak iyilere ulaşmışlardır. Sorgulamak özgürce yeniden doğmaktır. Sorgulayan insan, zamanının yanlış propaganda ve yönlendirmelerinin esaretinden kurtularak, onları kritik edendir. Ancak özgürlüğün 7 şartı altında doğru sorgulama yapılabilir. Bu yüzden “sorgulamak özgürlüktür” diyoruz. Bu iki özellik iç içe geçmiş durumdadır. Bu seviye her insan için rastgele ve tek başına ulaşılacak bir nokta değildir. Sorgulamak, kurulu düzene bir başkaldırıdır, bu yüzden cesaret ister. Bu yüzden her başkaldıran özgürlükten söz eder. Sorgulamak için özgür bir ortam gerekir ve sorguladıkça insan esaretten özgürlüğe doğru bir yol alır. Bu yüzden uydu ve uşak insanlar sorgulayamaz. Bunu bilen derin güçler insanı görünen prangalardan ve duvarlardan ziyade, egosunun hazlarından kendilerine bağımlı kılar. Eğer insan başıboş bırakılırsa, her insan yetiştiği ortamda kazandığı değerler üzerinden kendini gerçekleştir. İddiamız, insan için gereken bu insani vasıflar-ihtiyaçlar her insana öğretilmeli ve hedefe çok ufak bir azınlık yerine tüm insanlar yönlendirilmelidir. Yani insana, insanlık öğretilmelidir. Bir insanın hayat mücadelesinde başarılı ve iyi bir insan olabilmesi için sadece teknik bilgilere değil, olgun insan olma bilgilerini de öğrenmeye ihtiyacı vardır. “İnsana müdahale etmeyin! O mükemmel yaratılmıştır ve iyi olanı bulur” demekle istenilen sonuca ulaşmak çok zaman alacak güç bir iştir. Bu da bir özgürlük saplantısıdır ve kapitalizmin asıl amaçı olan “Fayda” ve “Haz” kültürüyle yetişen insanların çoğunun, egonun istikametinden çıkıp, doğruya yönelmesi çok zordur. Ancak bunu ufak bir azınlık gerçekleştirebilir ve Maslow’un kendini gerçekleştirdiğini iddia ettiği küçük azınlık işte bunlardır. Bu yüzden bütün insanlığa genellenen bir ihtiyaç olamaz.

İnsan için esas olan ve insanî olanı sorgulamaktır. Ancak sorgulayan insan kendisi için doğru bir hayat ideali seçebilir. Yoksa hayvan gibi iç güdülerinin-egosunun dürtüleri peşinde koşar. Tabi ki, insan bir yandan hayatiyetini sürdürmek için gereken ihtiyaçlarını temin için koşuştururken, bir yanda da ortaya koyduğu kimliği, sahip olduğu insani değerler veya maddi gücüyle toplumda kendini kanıtlamaya çalışır. Bu, bir ömür boyu sürer ve insan iyi kötü bir iz bırakarak bu dünyadan göçüp gider. Tabii bazılarına göre maddi güç sahibi olmak, bazılarına göre insanlık için iyi bir insan olarak, “İyi bir dünya kurmak” idealine katkı sağlamak, yani insanlık için bir şeyler geliştirmektir. Bu durumda birinci gruptakiler “yemek için yaşar” (İhtiyaçlar-maddi güç peşinde koşarlar.) ikinci gruptakiler “Yaşamak için yer.” Maddi ihtiyaçlar insani faaliyet yapabilmek için hayatta kalma aracıdır. Yani hayatın asıl gayesi ihtiyaç peşinde veya ihtiyaçtan öte şeyler peşinde koşmak değildir. Bu faaliyetler hayatta kalabilmek için gerekli ihtiyaçları temin içindir. Pekala, bu ihtiyaçları temin ettin ve maddi sorunlarını çözdün, bunu hayvan da yapıyor. İnsan olarak  bu hayata ve insanlığa bir katkın olmayacak mı? Hayatımızı bu maddi zevklerin peşinde mi tüketeceğiz. Ömrümüzü birilerinin ürettiği şeyleri tüketerek onlara para pompalamakla mı geçecek? İşte kapitalizmin en çok korktuğu soru budur.

Anlamsızlık ya da yabancılaşma

Bu durum, zengin fakir herkesin sorunudur. Sabah kalk, işe git, bütün gün çalış, eve dön, imkânın varsa akşam zevk sefa ara, ertesi gün yine aynı monoton hayatı robot gibi tekrarla. Ne anlamı var böyle hedefsiz yaşamanın? İnsan hayvan gibi içgüdü komutlarıyla hareket eden bir varlık değildir. Bütün bu koşuşturmalarını sorgulayıp, bir anlam, bir ulvi gaye-ideal bulamadığı takdirde geriye yapacak iki şeyi kalır: Ya hayata küsüp psikoloğa gitmek ya da bu boş hayattan kurtulmak için intihar. İşte Kaliforniya Sendromu’nun sebebi budur. Bu sorgulanma sonucunda çok az insan kendisi için bir anlamlı hayat anlayışına varabilir. Bu gerçeğin üzerinde duran Varoluşçu-İnsancıl psikologlar bu konuya kafa yormaktadır. Bunlara göre modern insanı psikoterapiste yönelten birincil problem “Yaşamın anlamı ve amacı nedir?” sorusundan kaynaklanan kaygılar ve arayışlardır. “Kendini Arayan İnsan” kitabının yazarı olan Varoluşçu-İnsancıl psikologlardan Rollo May bu konuda şöyle der:

“Kendi klinik deneylerime ve meslektaşlarımın gözlemlerine dayanarak yirminci yüzyılın ortasında bireyin esas probleminin ‘boşluk’ olduğunu söylemek size şaşırtıcı gelebilir. Acı veren bir güçsüzlük duygusuyla karışık oradan oraya atılmışlık fikrine esir düşüyorlar. Çünkü kendilerini anlamsız bir boşlukta hissediyorlar.”192[2]

May, bunun sebebini şöyle açıklıyor: “Toplumsal değer yargılarının çöküşü, insan olmanın onurunun unutulmuş olması, insanın doğa ile uyumunun bozulup çevresine yabancılaşması ve bireyin değerine olan inancının kayboluşudur.” Evet insan gün gelir kapitalizmin bağlarından kurtulmak hayatın anlamını ve kendi aslını bulmak için içinde bulunduğu durumu sorgulamaya başlar. Avusturyalı psikiyatr Victor E.Frankl ise varoluşsal boşluğun üç biçimde insana yansıdığını söyler: Depresyon, saldırganlık-intihar ve madde bağımlılığı. Victor Frankl geliştirdiği “Logoterapi” adlı yönteminde,   “Faydacı Felsefe-Psikoloji”sinin aksine, “İnsanın temel uğraşısı haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmaktır” der ve “insanın var oluşunun özünü” bizim gibi sorumluluğa bağlar. “Kişi hizmet edeceği bir davaya ya da seveceği bir insana kendini adayarak ne kadar kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini gerçekleştirir” der. Frankl da bu konuda fedakâr insanı üstün tutar.[3] V. Frankl, insanın anlamı kaybettiğinde ruh sağlığını da kaybeder, ruh sağlığı ancak hayata bir anlamla tutunarak korunabileceğini savunur.194 Yani “insan bir gün gelir hayatı sorgular” demek ister. Gerçeği yakalayacak sorgulama budur işte. Özgürlük bu soruların cevabını bulmaktan geçer. Bütün bunlar, açıklamaya çalıştığımız insanın yaradılış gayesini doğrulamış oluyor. İşte şimdi “insan olmanın” hayvan olmaktan farkı olan büyük sorumluluğuna geldik. İnsan için iki ana yol vardır: Birincisi maddi değerler, yani “fayda” peşinden koşmak. Diğeri insani değerler yani bir “ideal” peşinden koşmak. Ancak anlamlı bir ideali gerçekleştirmek insanı mutlu eder. İşte bu gerçek özgürlüğün ta kendisidir. Bir elin yağda bir elin balda da olsa bir müddet sonra bunlardan da bıkılıyor. Aynı şeylerden insan haz alamaz oluyor. Bunun üzerine ya yeni hazlar aramayı çıkıp LBGT eylemcisi gibi daha önce anormal sayılan şeyleri test ediyor ya da asıl hazzın insanlığa fayda verecek bir idealin olduğunu anlayıp daha ciddi uğraşlara yöneliyor. İnsan yetiştiği ortama göre, bu iki uç arasında bir yerdedir. İnsani değerlerden uzak yetişen ve maddenin-egonun eline düşmüş bir insan da, gün gelir, insan olmanın gereği olarak hayatı sorgular. Hayatta ihtiyacından çok çok fazla şeylere sahip olduğu halde hâlâ maddi varlık peşinde koşmanın anlamsız olduğunu görebilir ve daha anlamlı hedefler ve idealler arar. Bulamayınca da psikoloğun kapısını çalar. Allah insana anlamlandırıcı ve sorgulayıcı bir beyin gücü vermiştir. Bu yüzden hayatın sorumluluğu insane yüklenmiştir. Şu kâinat içindeki varlıkları ve hayatı bilip anlamlandıracak tek varlık insandır.

İşte maddi şeyler peşinde koşuşturmadan biraz kurtulan insanı bu güç dürtmektedir. Sen nesin, hayat ne, kâinat ne, nereye gidiyorsun vs.? Bu hayatta hangi gaye peşinde koşmalıyım? Hayat, ihtiyacın olmadığı halde, dağ gibi servet yığma peşinde harcanıp, yanına bir şey almadan çekip gitmekse bu koşuşturma niye? Sorgulayan insan şöyle demez mi: “Hayat boyu ne toplarsan topla, ne yaparsan yap, sonunda hepsi sıfırla çarpılacaksa ben neden yaşayayım?” Bu yüzden kapitalizmin derin güçleri fado-fiesta- futbolu onu artık OYALAYAMAZ.

İşin özü insan için nihaî sorun “hayatın gerçeğini” bulmaktır. İnsanın bu sorgulamalarından felsefe doğmuştur ve bütün ilim dalları da bu sorgulamadan-felsefeden türemiştir. Bu yüzden sorgulamak bilgiye ve özgürlüğe ulaşmaktır. Bu yüzden ne kadar bilgi o kadar özgürlük diyoruz. Maddeye-tüketime kul olmak akıl sahibi bir varlık için son derece alçaltıcı bir durumdur. İnsan maddi şeylerden çok yüceleri keşfedebilecek bir varlıktır. Bir şeye kul olup ona hizmet edecekse, hayatını onun uğruna tüketecekse, bu şey kendinden çok daha yüce bir hedef, gaye ve hakikat olmalıdır. Geldik mi şimdi ünlü ateistlerden Amerikalı teorik biyolog ve dünyada yaşamın kökeni ile ilgilenen karmaşık sistemler araştırmacısı, Stuart Alan Kauffman’ın Prof. Sinan Cağnan’a dediği söze: “Ben ateistim bir şeye tapacak olsam şu dünyadaki canlılık küresindeki canlılığı var edene taparım.”

İnsanın bu zirveye ulaşıp bu sorgulamayı yapabilmesine “İnsanın Yücelişi” kendini yenilemesi ve yeniden doğuşudur. Ünlü filozof Sokrates boşuna “Gereği gibi sorgulanmayan hayatın yaşamaya değer olmadığını” söylemiştir ve bulduğu gerçeği hayatına mal oluncaya kadar da savunmuştur. Bir insan için dünyada her türlü maddi, hayati, sosyal vs. sorun bitse de, bu arayışı bitmeyecektir. İnsanoğlu bu noktaya ulaşıp, bu sorgulamayı iki durumda yapabilmektedir. Birincisi, kendisini egoist hazların esaretinden kurtarabildiğinde yani beynindeki prangaları kırıp gerçek özgürlüğe kapı araladığında, diğeri de belli bir doygunluğa ulaştıktan sonra egosunu hala tatmin edemediğinde. İşte aklımız, özgürce sorgulayacak noktaya bu iki durumda gelebilmektedir. Ancak mesele, en kısa zamanda bu gerçeğe ulaşıp, geçici hazların esaretinde boşa vakit kaybetmemektir. Bu arayışına hangi din, fikir, ideoloji, düşünce ile cevap bulursa orada sorun biter. Tabii mesele olan gerçeği-doğru olanı-hayat için iyi olanı olanı sorgulayıp bulmaktır. İşte bu sorumuzun doğru cevabı bizi gerçek özgürlüğe götürecektir.  Ne olur bu videoyu ölmeden once bir kez izleyelim. https://www.youtube.com/watch?v=OBAKmOv3XAs&t=28s

Sadece ihtiyaçların peşinde koşan veya zorla koşturulan, hayatta başka bir hedefi olmayan insanın sonunda varacağı nokta budur. Bu açıdan insanın arayışlarına cevap verecek tek şey “İnsani ihtiyaçlar”dır. Maslow insanlarda psikolojik rahatsızlıklar oluşmasını, sıraladığı “ihtiyaçlar zincirini” elde edememeye bağlar. Oysa asıl gerçek, her şeye sahip olsa bile bu koşuşturmayı anlamsız bulup, hayattan tat alamayıp, bu insanların daha fazla psikolojik rahatsızlıklara düştüğüdür. Egosunun esiri olmuş, insani değerlerden uzak bir eli yağda, bir eli balda olan insanın, narsist bir yapıya düşeceğinden sosyal hayatta büyük sorunlarla karşılaşacağı kaçınılmazdır. İnsan için, ihtiyaçların karşılanmaması bir sorun olduğu gibi ölçüsüzce karşılanması ise daha büyük sorun oluşturmaktadır. Zenginlerdeki psikolojik rahatsızlıklar, fakirlerden kat kat fazladır. Fakir, yoklukta doğup yoklukta yaşadığından zorluklar karşısında sarsılmaz, “Tevekkel Allah” der geçer.

 

Şair ne diyor:

“Servetle biz zannederdik ki eshabı rahat eder,

Rahatla zannederdik ki dilde sükunet artar,

 

Bulduk bir ehli tahkik, sorduk hakikatinden,

Dedi! Servetle gaflet, rahatla illet artar.”

Lâ Edri

[1] Maslow Abraham, İnsan Olmanın Psikolojisi, İstanbul: Kural Dışı Yayıncılık, 2015, s.209

 

[2] Bayzan Ali Rıza, Sufi ile Terapist, İstanbul: Etkileşim Yayınları, 2013, s.241

 

[3]-http://www.logoted.org/index.php?option=com_content&view=category&id=11&Itemid=19

 

Bu parça 10 defa dinlendi.

Bu yazıya oy verin

İlk yorumu siz yapın. "SORGULAMAK, ÖZGÜRLÜK VE YABANCILAŞMA"

Yorum yaz

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacak!)


*



3 + 7 =