GERÇEK MUTLULUK NEDİR?

Bu yazımız “Kapitalist Egonomi ve İnsan Medeniyeti” isimli kitabımızdan olacaktır.

İnsanoğlu birey olarak “dünyada mutluluğu ve huzuru yakalamak” için, toplumsal olarak “İyi bir dünya kurmak” için mücadele eder. İnsan sıkıntı ve acı verecek şeylerden kaçınır. Bu iki temel insanî bir medeniyet olma iddiasındaki bir medeniyetin, felsefik ve sosyolojik iki temelidir. Günümüz hâkim medeniyeti, kapitalizmin dayandığı temel alt yapıdan biri, eski Yunan’da Kyrene okulu, Filozof Epikür’den gelen ve Jeremy Bentham, James Mill ve John Stuart Mill gibi düşünürlerin başını çektiği “Faydacı Felsefe”dir. Bu anlayışa göre insan hazları-zevkleri peşinde koşar ve acıdan kaçar. Kapitalizm ekonomisine de temel aldığı “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesiyle, bu felsefe üzerine kurulmuştur. Kapitalizme göre insan, hiçbir ahlaki kural tanımadan nefsi zevklerini tatmin ederek mutlu olabilir. Kapitalizmin diğer kurucu düşünürleri de buna “İnsan her türlü ekonomik faaliyeti çıkar—maddi kazanç-kârdır” ilkesini eklemesiyle onların “HOMO ECONOMİCUS”, bizimse “EGOİST İNSAN ve EGO MEDENİYETİ” dediğimiz durum ortaya çıkmıştır.

“İnsan sıkıntı ve acı verecek şeylerden kaçınır ve mutluluğu arar” ile “İnsan sıkıntı ve acıdan kaçar hazları-zevkleri peşinde koşar” ayni şey değildir. Birbirlerine yakın görünse de bu iki felsefe arasında önemli bir fark vardır. Mutluluk daha uzun süreli, zevk ise anlık bir şeydir ve her zevk geçici rahatlık verse de insanı mutlu etmeyebilir. Zevk maddî, kişisel ve nefsidir. Mutluluk fikri, anlamlı ve toplumsal bir olgudur. Huzuru ve mutluluğu yakalamak zahmetsiz olmayacağından, bu hedefini gerçekleştirmek için önümüze çıkan sıkıntı ve problemlerle mücadele etmek zorundayız. İnsanoğlu iyi bir dünyada kurmak için hayatî ihtiyaçlarını en iyisiyle, en zahmetsiz bir şekilde karşılayacak yollar arar ve bunu sağlayacak bir sistem kurmak için çabalar.

Bunun için insanın kâinat, hayat ve insan hakkında en doğru bir şekilde bilgi sahibi olması, onu iyi şartlarda yaşatacak bir düşünce sistemi kurmak için şarttır. İyi şartlarda yaşamak ve mutluluğu yakalamak, bazı insanlar için her türlü egoistçe zevk ve sefa içinde yaşamak olduğu gibi, bazıları için de hayatın sağlıklı sürdürülebilmesi ve insanlık için faydalı uğraşılar yapmak olabilir. Bu çabalar sürerken tarih boyunca insanlar arasında, onu mutsuz eden çatışmalar da bir türlü bitmek bilmemiştir. Burada sorun “iyi bir dünya kurmak” isteyen milyarlarca insanın yeryüzünde bulunması ve iyi şartları yakalamak için koşuşturan bazı insanların, yeryüzündeki imkân ve nimetlerden yararlanırken hak ve adaletten ayrılarak çatışmalara sebep olmalarıdır.

Yeryüzünde huzur ve mutluluk barış içinde bir dünya kurmakla mümkündür. Ancak barış içinde yaşanılan bir dünyada insan huzur ve mutluluğu yakalarız. Bunun da temeli adalettir.  İslam sözcüğü zaten barış demektir ve İslam, insanların diğer insanlarla ilişkilerinde adaleti temel alan barış içinde bir dünya kurulmasını öğütler. Maide Suresi 8. Ve Âraf suresi 56. Ayetlerde ve daha birçok yerde bu temel dile getirilir.

      Gelelim bu iki farklı medeniyet anlayışındaki haz-zevk ile mutluluk arasındaki farkı daha iyi anlamay. Prof. Dr. Zeki Bayraktar bakın ne diyor. “2 tip mutluluk vardır. Birincisi herhengi bir ideal olmaksızın hedonistçe-haz alıcı- eylemlerin yaşattığı Hedonic mutluluk, bu eylemde herhangi bir anlam arayışı yoktur, amaç hedonistçe zevk ve sefadır. Diğeri anlamlı ideallere bağlı olarak yapılan fiillerin yaşattığı mutluluk olan Eudaimonic Mutluluk tipidir. İkincisinde bireyin çevresiyle olan merhamet yardım severlik fedakarlık gibi anlamlı, yani salih ameller dediğimiz hayırlı işler yani başkalarının mutluluğu ile mutlu olma gibi eylemlerin sonucunda duyulan mutluluktur. Buradan ne çıkacak derseniz, bu iki tip mutluluk üzerinde, ABD’deki University of North Carolina’da Fredrickson BL, Grewen KM, Coffey KA dan oluşan bilim adamları “İnsan mutluluğu üzerine işlevsel bir genomic bakış” isimli çalışma yapıyorlar.[1]  Çalışma sonucunda bu iki tip mutluluğun insan hüçrelerin üzerinde çok farklı etkilerini tespit ediyorlar. Hedonik-belli bir amacı olmayan faaliyetler sonucu elde edilen mutluluk-haz sonucunda hüçrelerimizdeki vücutta depresyonu arttıran CTRA- stres genleri artmaktadır. İkinci tip Eudaimonik-belli bir ideal uğruna yaptığımız faaliyetlerin sonucunda elde edilen-mutlukla hüçrelerimizdeki CTRA-stres genleri yok olmaktadır. Yani Eudaimonic fiiller sonucunda vücudumuz fiziksel ve ruhsal olarak hem kısa hem de uzun vadede olumlu etkilenirken, hedonic eylemlerde tam aksi bir şekilde, vücudumuz olumsuz etkilenmektedir. Bilim adamları hedonic hazları mutluluk olarak değil “anlık tatmin” olarak yorumlamaktadırlar. Ama bu eylemler bittiği zaman hemen depresyona giriyoruz ve bir bağımlı gibi süreklilik kazanmasını istiyoruz.  Bu mümkün olmadığından sürekli depresyon hali yaşıyoruz. Araştırmanın lideri Fredrickson’a göre “Günlük hedonic aktiviteler kısa sureyle hazlar sağlasa da, uzun vadede negative fiziksel sonuçlar doğuruyor. Hücresel düzeyde bakarsak vücudumuzun olumlu tepki veridiği tek bir mutluluk türü var. O da bir amaç uğruna yaşamak ve o amaca bağlı olmak”

Demek ki hayırlı işler-salih ameller denilen insani dayanışmalar yani bir ideal uğruna yapılan eylemler vücudumuz üzerinde olumlu etkiler bırakırkan, anlık hazlar ise aksine depresyonumuzu artırmaktadır. Mutlu ve sağlıklı olmak için başkalarını da düşünmek mecburiyetindeyiz. İşte fıtratımız dediğimiz fabrika ayarlarımız buna gore dizayn edilmiştir. Yine merhamet duygusuyla birilerine yardım etmek beynin mutluluk hormonları olan Serotonin, Dopamin ve Oksitosin salgılamasını sağlıyor. Bir televizyon programında ABD’deki ünlü doktor Mehmet Öz’e; “Neler vücudumuzdaki bağışıklık sistemini güçlendirir?” diye sordular. Cevabı şöyle oldu: “İnsanlarla ve çevrenle alçak gönüllü, sevecen, iyi ilişkide olmak, yardımlaşmak ve sosyal olmak.” Yani dostlukların artması.

Beyin dışlanmaya karşı, fiziksel acıyla aynı tepkiyi veriyor. Şimdi, toplum içinde yabancılaşma-yalnızlaşma ve anlamsızlaşmanın insanı ne derece tahrip ettiğini sanırım şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Benzer şekilde, beyin dokunulmayı sosyal kabul olarak algılıyor. Dokunmak oksitosin salgılatıyor. Bu da Amigdala tarafından kontrol edilen öfke ve sertres duygularını sakinleştiriyor. Sevdiğiniz kişinin elini tutmanın, beynin acıya verdiği tepkiyi azalttığını gösteren araştırmalar var. Birçok kişi hasta ziyaretinin hastayı nasıl iyileştirdiğine şahit olmuştur. Masaj yaptırarak bile Serotonin seviyenizi % 30 arttırabiliyorsunuz. Dokunmak stresi azaltıyor, acıyı azaltıyor, uykuyu iyileştiriyor ve yorgunluğu azaltıyor. Şimdi, iki dostun karşılaşıp birbirine hasretle sarılınca neler olduğu daha iyi anlaşılmıştır. Dostluğumuz bir hayvanla da olsa, bizim için yine büyük bir terapi kaynağıdır.

Bu çalışmalar doktor Mehmet Öz’ün “İnsanlarla ve çevrenle alçak gönüllü, sevecen, iyi ilişkide olmak, yardımlaşmak ve sosyal olmak” tezini doğrulamaktadır. İşte gerçek mutluluğun sırrı hedonic eylemlerden kaçınmak, Eudaimonik eylemlerde koşmakla mümkün olmaktadır. Herkes şunu iyi bilmeli, Allah yer yüzünde sahip olduğumuzda bütün dertleri bitirip bizi mutlu edecek bir şey yaratmamıştır. Başka şeylerde aramayalım, mutluluk aramızda ve içimizdedir.

[1] Fedrickson BL, Grewen KM, Coffey KA etal. A functional genomic perspective on human well-being, July 29, 2013

Bu parça 41 defa dinlendi.

Bu yazıya oy verin

İlk yorumu siz yapın. "GERÇEK MUTLULUK NEDİR?"

Yorum yaz

(E-Posta adresiniz yayınlanmayacak!)


*



5 + 5 =